| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

BULUT HABER

Yazılar arşiv 11.2008 Other entries in 2008-11 resimler , videolar

Kaslarınızı güçlendirin

 
Awe- Cemre Enerji Verici Masaj Yağı ile kaslarda oluşan gerginliği giderebilir ve enerji seviyesini yükselterek dengeleyebilirsiniz.

Cilt bakımı için özel olarak formüle edilen AWE-CEMRE bitkisel içerikli yağlardan Enerji Verici Masaj Yağı ,  vücuttaki enerji noktaları üzerinde  kaslarınızı güçlendirin yapılan etkili baskılar, yumuşak vuruşlar ve gerekli gerinme hareketleriyle yüzeydeki kas dokusunu geçerek çok daha derinlerine kadar etki ediyor.

53 YTL'den satışa sunulan yağ, bedendeki tüm enerji merkezlerinin dengelenmesini ve tüm iç sistemlerin  birbiriyle  entegrasyonunu sağlıyor.

Kısırlık suçlularından biri kist

kısırlık Çikolata kistleri tüplerin yapısını değiştirip, hareketlerini kısıtlayabilir. Yumurtlamayı bozarak kısırlık yapabilir, düşüklerin nedeni olabilir... Hastalığın tedavisinde ilaç ve cerrahi teknikler uygulanıyor ve hastada yaş faktörü önem taşıyor...
Çikolata kistlerinde (endometriozisi) en sık görülen belirti ağrıdır. Adet öncesi ağrı hafifçe başlayarak, adet sırasında en şiddetli hale ulaşır. Hastalık ilerleyen aylarda lezyonların büyümesi ve yer işgal etmesiyle dayanılmaz duruma gelir. Endometriozis lezyonları tubaların (tüplerin) yapısını bozarak, hareketlerini kısıtlayabilir, yumurtlamayı bozarak, kısırlık yapabilir, düşüklerin bir nedeni olabilir. Sonuçta kısırlığın suçlularından sayılabilir.

Teşhis edilmelidir
Tanı konması bir zorunluluk arz eder. En kesin tanı bugün için laparoskopik yöntemle sağlanmaktadır. Ancak ultrasonografi ve MR tetkikleri operasyon yapmadan tanıya yardımcı değerli yöntemlerimizdendir. Bu hastalığın tedavisi vardır ve yapılmalıdır. Öncelikle bu hastalık, hafif evrede ise gebeliğe fırsat vermek amacıyla ilaç tedavisiyle (medikal tedavi) 6-8 ay ötelenebilir, bekletilebilir. Çünkü hafif olgularda medikal tedavi yapılmadan da gebelik, tedavi yapılanlarla aynı oranda oluşabilmektedir. Tedavide ilaç tedavisinin yanı sıra cerrahi tedavi veya her ikisi de uygulanarak yapılabilmektedir.

Östrojenler tetikliyor
Medikal tedavinin esası, prensip olarak östrojenleri vermemektir. Çünkü endometriozisin büyümesindeki sebep östrojendir. Buna karşı androjenler (erkekleştirici hormonlar) bu odakların küçülmesine yol açar. Progestajenler ise genellikle hastalığı geriletir. Hastalık yalancı menopoz tedavisi ile geriletilebilir. Bu amaçla Danazol kullanarak hafif androjenik etki ile ayrıca östrojenik aktivite azaltılarak, sonuçta adet durdurularak bu lezyonlar küçültülebilir. Ancak 1 cm. üzerindeki odaklar kaybolmaz. Tedavide bir başka yol yalancı gebelik uygulamaktır. Korunma hapları 4-6 ay verilerek özellikle ağrılar engellenebilir. Anlaşılacağı üzere gebelik sırasında da adet görülemeyeceğinden, gebelik de tedaviye yardımcı bir süreçtir. Gebelik sırasında iyi etki, progesteron hormonu sayesinde lezyonların küçülmesiyle olmaktadır.

Tekrarlama riski var
Orta ve şiddetli endometriozisli olgularda özellikle laparoskopik cerrahiler ile odaklar lazer veya elektrokoagülasyon teknikleriyle temizlenebilir. Ancak cerrahi tedavi sırasında neler yapılacağı hastanın yaşıyla ilintilidir. Hasta ileri yaşta ise çocuk beklentisi olmadığından yumurtalıklar çıkartılabilir. Çünkü hastalığın yüzde 10'a varan tekrarlama riski veya şansızlığı vardır. Halbuki bebek beklentisi olan hastalarda daha temkinli olarak yumurtalıkları koruyucu cerrahi girişimler yapılmalıdır. Cerrahi sonrasında da bir süre (3- 6 ay) medikal tedavi devam ettirilmelidir.

Neden ağlarız?

öz yaşı Doğumlarda, ölümlerde, iyi veya kötü haberlerde, bazen bir film izlerken, gözyaşlarımız süzülür... Women’s Health dergisi, işte bu gözyaşlarıyla ilgili bilinen ve bilinmeyen bazı gerçekleri derledi.

İlk kez doğduğumuzda ağlarız. Ağlarız çünkü karnımızın doyması ve rahatımızın sağlanması için tek yapabildiğimiz budur. 

Vassar College Psikoloji Profesörü Randy Cornelius, gözyaşı ile ilgili çalışmalar yapan ender bilim adamlarından biri. Bu konudaki araştırmacı kıtlığı, ağlama konusundaki soruları daha da zorlu hale getiriyor.

Yılda 64 kez ağlamak

“Neden ağlıyoruz?” sorusu sorulduğunda Dr. Cornelius, “Bundan pek emin değiliz” diyor ve ekliyor: “Kuramlar yapısal olarak erkek ve kadın beyninin nasıl işleyip neleri birbirine bağladıklarıyla ilgili. Ancak henüz bir sonuç elde edilmiş değil.”
Ağlamak, bizim diğer insanlara savunmasız olduğumuzu göstermenin bir yolu. Kadınlar, duyguları paylaşma konusunda daha iyi olduğundan, onlar için aynı zamanda bir güven belirtisi ağlamak. Güven, hayatta kalmamız için gereklidir. Ancak hayatta kalma yarışında erkek eğer uluorta ağlamaya başlarsa, bu dışarıdaki insanlar tarafından yadırganabilir.
Ağlamakla ilgili şu anda üzerinde bilimsel olarak çalışılan bir diğer madde de prolaktin hormonu. Bu hormonun kadınlarda buluğ çağında, âdetlerinde, hamilelikte, emzirirken ve stres altındayken arttığı tespit edilmiştir. Oran olarak da kadın bedeninde erkeklere göre yüzde 60 daha fazla prolaktin bulunuyor. Dr. William Frey’in ortaya koyduğu kurama göre prolaktin, kadınların duygularını etkileyerek, endokrin (salgı) sistemini etkiliyor ve daha fazla ağlama eğilimi yaratıyor.

Sonuç olarak, kadınlar daha çok ağlıyor. Hatta yılda ortalama 64 kez. Erkekler ise 17. Kadınlar üzgün olduğunda, hüsrana uğradığında veya kızdığında ağlarken, erkekler ölüm gibi önemli kayıplarda, büyük hayal kırıklıklarında veya gerçekten çok sinirlendiklerinde ağlıyor. 

Bu durumun şöyle komik bir tarafı da var; o da orta yaşları geride bıraktıkça kadınlar daha az ağlayıp daha fazla kızmaya başlıyor. Sebebi kadın hormonlarının azalması ve erkeklik hormonu olan testosteronun bunun yerini alması. Erkeklerde ise tam tersi, testosteron seviyesi düşerken, dişilere özgü hormonlar devreye giriyor. Ve erkekler yaşlandıkça daha çok ağlamaya başlıyor.

Gözyaşlarının iki sebebi daha

Duygular nasıl canımızı yakıp bizi ağlatmayı başarabilir? Harvard Schepens Eye Research Institute’den Hücresel Fizyoloji Doktoru Darlene Dart, ağlamanın koruyucu bir mekanizma olarak devreye girdiğini söylüyor. Derideki acı hissi veren sinirler gibi korneada da duyusal sinirler bulunuyor. Rüzgârda yürünrken veya bir soğanı dilimlerken gözdeki sinirler, istemsiz hareketleri denetleyen beyin köküne sinyal gönderiyor. Beyin kökü, gözkapaklarındaki salgı bezlerine giden hormonların salgılanmasını sağlıyor. Böylece gözyaşı üretiliyor. Bunlar “refleks gözyaşları”dır.
Ancak korneadaki sinirler aynı zamanda beyindeki cerebraya da ulaşır. Bu kez bir filmi seyrederken dökülenler gibi “duygusal gözyaşları” oluşuyor. 

Ayın ağlamaklı zamanı
Hollanda’daki Tilbur Üniversitesi Psikoloji Profesörü Dr. Ad Vingerhoets, Batılı kadınların âdet dönemi ile ağlamayı ilişkilendirdiğini, ancak Batılı olmayan kadınlarda böyle bir durumun söz konusu olmadığını söylüyor. 
“Crying: The Natural and Cultural History of Tears” kitabının yazarı Tom Lutz da ağlamanın iyi yönleri olduğunu vurguluyor: “Ağlamak bizi içimizdeki endişelerden uzaklaştırır. Ağladıktan sonra ferahlar, içimizdeki kargaşayı akışına bırakır ve dikkatimizi zihinden uzaklaştırıp fiziksel olana odaklarız. Hatta genel olarak da bir süre sonra konudan iyice uzaklaşıp, akmakta olan burnumuzu silmek için bir mendil bulma işine girişiriz. Bu anlamda gözyaşları, iyileşme sürecinin bir parçası olur.”

 

Hamilelikte

Hamilelikte Omega 3 Almak Gerekir mi?

Gebelikte iyi beslenmeden kastedilen uygun diyet bebeğinizin tüm bu gereksinimlerini karşılayan dengeli bir beslenmeyi gerektirir. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Alper Mumcu, "Bebeğinizin hem fiziksel hem de zihinsel gelişimi için gerek duyduğu besin maddelerinden birisi de Omega 3 adı verilen yağ asitleridir. Omega 3 aynı zamanda sizin de kendi sağlınız ve hamilelik sırasındaki iyiliğiniz için gereklidir."

Omega 3 nedir ?

Omega 3 adı verilen maddeler biyokimyada çok zincirli doymamış yağ asitleri olarak adlandırılan yapıtaşlarıdır. Balık başta olmak üzere bazı besin maddelerinde bolca bulunurlar. Bunlar aynı zamanda esansiyel besin maddeleri sınıfındadırlar. Yani insan vücudunda üretilmedikleri, buna karşın fiziksel ve zihinsel gelişim için varlıkları elzem olduğu için dışarıdan besinler yolu ile alınmaları şarttır.

Omega 3'lerin değişik türleri var mıdır?

Evet. Omega 3 belirli bir grup yağ asidine verilen genel bir isimdir. Üç ana tip omega 3 yağ asidi vardır. Bu 3 değişik türün de vücutta değişik görevlerde rol aldığı düşünülmektedir.

Eicosapentaenoic acid (EPA): EPA temel olarak balık ve balık yağında bulunur.
Docosahexanoic Acid (DHA): DHA vücut fonksiyonları için en önemli olan yağ asididir ve temel olarak balıkta bulunur.
Alpha-Linolenic Acid (ALA): ALA en çok koyu yeşil yapraklı sebzelerde bulunur ve vücutta önce EPA'ya daha sonra ise DHA'ya dönüştürülür.
Omega 3 anne karnındaki bebeğin gelişimini etkiler mi?

Son 10 yıl içerisinde Omega 3 yağ asitlerinin gebelikte hem bebek hem de anne açısından önemi çok daha iyi anlaşıldı. Yapılan çalışmalar Omega 3 yağ asitlerinin anne karnındaki bebeğin

Beyin oluşumu ve gelişimi,
Görmeyi sağlayan retina'nın gelişimi,
Sinir sisteminin gelişimi
aşamalarında önemli rol oynadığını göstermiştir. gebelik sırasında yeterli miktarda Omega 3 alan annelerin bebeklerinin uzun dönemde dikkat toplama yeteneklerinin daha fazla olduğu ve benzer şekilde görme gelişimlerinin Omega 3 almayan annelerin bebeklerine göre daha iyi olduğu da ileri sürülmektedir. Ayrıca Omega 3 alan annelerin bebeklerinin ileri dönemde daha az davranış problemi gösterdiği ve meme ile prostat kanserine yakalanma şanslarının daha azaldığı da ileri sürülmektedir.

Yapılan bir çalışmada 9 aylık bebeklerin problemle karşılaştığında çözme yetenekleri incelenmiş ve anneleri gebelik sırasında omega 3 alan bebeklerin bu konuda almayanlara göre anlamlı oranda daha başarılı olduğu gösterilmiştir. Aynı çalışmada Omega 3 alımının bebeklerin IQ düzeyi ya da hafıza yeteneklerini etkilemediği ortaya konmuştur.

Anne açısından bakıldığında faydaları nelerdir?

Gebelik zehirlenmesi olarak adlandırılan preeklampsi, erken doğum ve doğum sonrası depresyon risklerini azalttığı düşünülmektedir. gebelik sırasında besinler yolu ile yeterli miktarda omega 3 alınmadığında bebek gereksinim duyduğu bu maddeleri annenin depolarından kullanmaktadır. Omega 3 lerin beyinde depolandığı düşünüldüğünden bu durumda tüm gebelik boyunca anne bir miktar beyin hücresi kaybına uğrayabilir. Omega 3 yağ asitlerinin aynı zamanda bebeğin büyümesine ve kilo almasına da yardımcı olduğu bu sayede düşük doğum ağırlığının önüne geçebildiği kabul edilmektedir.

Omega 3 ne zaman alınmaya başlanmalıdır?
İdeal olan kendi sağlığınız açısından da tüm yaşamınız boyunca yeterli miktarlarda omega 3 almanızdır.

Bebeğinizin gelişimi açısından ise son 3 ayda günde en az 250 mg Omega 3 alınması önerilmektedir. Bu dönem bebeğin beyin gelişiminin %70'inin gerçekleştiği devredir. Ayrıca sinir sistemi de gelişimini büyük ölçüde bu son dönemlerde tamamlar.

Omega 3 kaynakları nelerdir?

Omega 3ler açısından en zengin besin maddeleri balıklardır. Bunlar arasında en fazla Omega 3 içerenler ise

Uskumru
Ringa balığı
Sardalya
Hamsi
Somon
Ton balığıdır
Bu balıklar arasında büyük olanlar civa başta olmak üzere bazı kimyasal çevresel faktörler tarafından kirletildiğinden küçük balıkların tercih edilmesi önemlidir. Ülkemiz açısından bakıldığında hamsi ve sardalya çok önemli ve değerli besin maddeleri olarak öne çıkmaktadır.

Omega 3 yağ asitleri balık dışında diğer bazı besin maddelerinde de bulunmaktadır.

Ispanak, karalahana gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler
Keten tohumu
Ayçekirdeği
Omega 3 ile zenginleştirilmiş yumurta, ekmek, meyvesuyu gibi besinler
ve bunların dışında belki de en önemlisi cevizdir.

Gebelikte Omega 3 almak gerekir mi?

Besinler yolu ile alınmakla birlikte gebelikte yeterli miktarda Omega 3 aldığınızdan emin olmak için doktorunuz gebeliğinizin 2. yarısında size balık yağı tabletleri almanızı önerebilir. Burada önemli olan balık karaciğerinden hazırlanmış ürünleri kullanmamaktır. Bunlar yüksek dozda A vitamini içerdiğinden bebek üzerinde olumsuz etkilere neden olabilirler.

Büyük şehirde yaşamak önlem ister!

büyük şehir Terör, kapkaç, hırsızlık gibi ‘tatsız’ olaylara karşı alınacak kişisel tedbirlerin ‘kurtarıcı’ olabileceğini söyleyen uzmanlar ‘bir önlem listesi’ oluşturdu. İşte alınabilecek önlemler

Büyük kentlerde yaşanabilecek olası terör, kapkaç, hırsızlık gibi olaylar halk için büyük risk oluştururken, uzmanlar bu tür olaylarda alınacak kişisel tedbirlerin kurtarıcı olduğunu savunuyor.
Adli Bilimler dergisi, son sayısında bu tür tehlikelerden korunabilmek için önerilen davranış modellerinden bahsetti. Altay Savunma Sistemleri’nden risk-güvenlik yönetimi sorumlusu Tayfun Özdikmen’in kaleme aldığı önerilerden bazıları şöyle:
 

Tenhada dolaşma!
Akşamları sokak aydınlatması olan yerleri tercih edin ve tenha yollarda bulunmayın. 
Firmanızın potansiyel düşmanları olabileceği ihtimalini göz önüne alarak işyerinizin ismini veya logosunu taşıyan araç kullanmamaya özen gösterin.
Araç seyir halindeyken bile kapılarınızı kilitli tutun. 
Yakına park etmiş araçlara ve içindekilere dikkat edin.
Benzin deponuzu mutlaka üçte bir oranında dolu tutun ve kilitli benzin kapağı kullanın. (Deposunda az yakıt olan araçların herhangi bir kaza, ateşli silah gibi saldırılarda patlama riski oldukça fazladır.)
Aracınızı korunaklı otoparklarda bırakın, karanlık yerlerde park etmeyin.
Zorla durdurma teşebbüsü halinde, çarpma riski olsa da asla durmayın. İlgi çekmek için devamlı kornaya basın ve aydınlık ya da yardım gelebilecek bir yöne doğru sürün. 
Kapı, zil ve posta kutusu üzerine isim yazmayın. Özellikle üst düzey yöneticiyseniz bu sizin deşifre olmanızı önler.
Kesik el baş parmağı yan kesiciliğin kolay yapıldığını işaret eder. Bu tür eksik uzvu olup etrafınızda dolaşan kişilere dikkat edin.

‘Hassas günlere’ dikkat

Bir terör örgütünün yıldönümü gibi hassas günleri takip edin, böyle günlerde eyleme açık bölgelerde bulunmayın, gösteri ve eylemlere karşı dikkatli olun.
Sokakta tanımadığınız insanların çocuğunuzu sevmek üzere yanınıza yaklaşıp ilgi göstermesi durumunda dikkatli olun. Bunun bir taciz veya oyalama çabası olabileceğini unutmayın.
Banka ATM’lerinden para çekmeniz gerekiyorsa arkanızda sırada bekleyen kişilere dikkatle bakın, hareketlerini kontrol edin, o sırada tarafınıza yönlendirilen sorular dikkati dağıtma çabası olabilir.
Emanet almayın.

Zeytin ömrü uzatır mı

Dünyanın en çok zeytinyağı üreten ülkelerinden biri olmamıza rağmen zeytinyağı yemiyoruz. Oysa bu yağı diğerlerinden ayıran çok önemli şeyler var.

Zeytinyağı doymuş yağlar gibi kötü kolesterolü (LDL) yükseltmiyor. Doymuş yağlar gibi kanseri özellikle meme kanseri- tetiklemiyor. Aklınıza "diğer sıvı yağlardan bir farkı var mı?" sorusu gelebilir. Zeytinyağı kötü kolesterolü azaltma işini (diğer bitkisel yağlardan farklı olarak) iyi kolesterolü de azaltmadan (ve vücuttaki iltihabi süreçleri tetiklemeden) yapıyor. Kısacası zeytinyağı "en sağlıklı yağ" olma özelliğini hak ediyor. Yazıyı okuyunca bana siz de hak verecek ve muhtemelen günlük kalori tüketiminizin en fazla % 7-8'iyle sınırlamanız gereken doymuş yağları azaltmaya, çok fazla tükettiğiniz Omega-6 zengini diğer bitkisel yağları azaltıp, zeytinyağına daha fazla ağırlık vermeye başlayacaksınız.

HAZMI KOLAYLAŞTIRIYOR!

Kabızlığı önler ve safra yapısını dengeler


Zeytinyağının en kolay hazmedilen yağ olduğu biliniyor. Saf zeytinyağı midede helikobakter isimli mikrobun çoğalıp yayılmasını engelleyebiliyor. Bu nedenle zeytinyağının yaygın olarak kullanıldığı bölgelerde ülser, gastrit, mide kanseri gibi sorunlara daha seyrek rastlanıyor. Safra yapımını uyarıyor, dengeliyor, safra kesesi taşı oluşumuna yol açan süreçleri yavaşlatıyor. Kabızlığı azalttığı da iyi biliniyor. Kısacası zeytinyağı tam bir sindirim dostu doğal üründür.

KANSER

Zeytinyağı kanserden korur mu?


Zeytinyağı kullananlarda bazı kanserlere yakalanma riskinin azaldığını gösteren bulgular var. Yunanistan, İspanya, İtalya ve Amerika'da yapılmış güvenilir çalışmalar, özellikle meme kanseri ile yağ tüketimi arasında bir bağlantının olabileceğini düşündürüyor. Doymuş yağ (hayvansal yağlar, margarinler) tüketenlerde meme kanseri sık görülürken, zeytinyağı tüketenlerde oran bir hayli azalıyor. Diğer taraftan çalışmalar düzenli olarak zeytinyağı yiyenlerde kalınbağırsak, prostat, mide ve pankreas kanserine yakalanma riskinin de daha az olduğunu gösteriyor. Zeytinyağının kansere karşı sağladığı bu avantajın muhtelif nedenleri olabilir. Bunlardan biri kimyasal yapısı olmalıdır. Zeytinyağı tekli doymamış yağlardan çok zengindir. Doymamış yağ oranı ise margarin, tereyağı ve diğer hayvansal yağlardan düşüktür. Zeytinyağında bulunan güçlü antioksidan maddelerin (polifenoller, E, C vitaminleri...) ve skualen isimli maddenin de etkili olabileceği kabul ediliyor. Skualen çok güçlü bir anti tümör madde.

YAŞLANMA

Ömrü uzatır mı?


Zeytin ağacı dünyanın en uzun ömürlü ağaçlarından biri. Bir yerlerde bu kutsal bitkinin neredeyse 500 yıl kadar yaşayabildiğini okuduğumu hatırlıyorum. Yaşı 100 yılı geçen zeytin ağacı sayısının da bir hayli fazla olduğunu da biliyorum. Uzak Doğu ve Amerikalıların o çok övündükleri ginkgo biloba ağacı ile kıyaslandığında zeytin ağacının ömrünün daha uzun olduğu kesin! Bu uzun ömürlülük durumunu tesadüfü bir şey sanmayın. Zeytinin gövdesinde, yaprağı, dalı ve meyvesinde çok sayıda antioksidan, mikrop öldürücü, mantar yok edici onlarca madde var. Bu doğal anti-kanser, anti-mikrobik, anti-mantar maddeler onu dış zararlardan koruyor, ömrünü uzatıyor. Ömrü bu denli uzun olan bir bitkinin bu "uzun ömür" desteği ürünlerinin başka ömürlere ömür katması da sürpriz olmamalıdır. Bana göre zeytinin kendi uzun ömürlü olduğu için beklenen hayat süresini de uzatıyor. Bunun bilimsel kanıtları da var. Akdeniz halklarının uzun ömürlü halklar arasında ilk sıralarda yer almasında, Akdeniz mutfağının ve bu mutfağın başoyuncusu olan zeytinin ve zeytinyağının büyük bir önemi var. Zeytin ve zeytinyağı güçlü antioksidan yapısı, sahip olduğu anti kanser molekülleri ve kan yağlarına yaptığı iyileştirici etkiler nedeniyle ömrü uzatıyor.

SAĞLIKLI CİLT

Cilt yaşlanmasını önlüyor mu?


Zeytinyağının çok önemli bir özelliği de cilt yaşlanmasını geciktirmesi. Cildi sıkılaştırdığı, nem oranını yükselttiği, cilt yaşlanmasını geciktirdiği biliniyor. Cilt yaşlanmasının %80'i güneş ışınlarından kaynaklanıyor ve buna "foto yaşlanma" deniyor. Zeytinyağı güneş ışınlarının temel zararlıları olan ultraviyole dalgalarının cilt üzerindeki olumsuz etkilerine engel oluyor. Zeytinyağının cildi yatıştırıcı, iltihabi süreçleri baskılayıcı bir gücünün de olduğu belirtiliyor. İşte bu nedenlerle ünlü kozmetik üreticilerinin çoğu zeytinyağını ürünlerine çoktan eklediler. Zeytinyağı yemenin de cildi içten desteklediği biliniyor. Kozmetik dermatologların çok önem verdiği iki cilt dostu yağ var. Biri Omega-3 yağları, diğeri de oleik asit yani zeytinyağı. Oleik asit Omega-9 olarak da biliniyor. Diğer taraftan zeytinyağının beden temizliğinde (sabun yapımında bu nedenle kullanılıyor) ve saç bakımında da faydalı olduğu tarihsel bir gerçek.

KALP-DAMAR HASTALIKLARI

Zeytinyağı kolestrolü azaltır mı?

Zeytinyağı tüketen toplumlarda toplam kolesterol ve kötü kolesterol LDL'nin daha düşük, iyi kolesterol HDL'nin ise daha yüksek olduğu biliniyor. Bizim toplumumuzda da muhtemelen benzer sonuçlar var. Zeytinyağı tüketiminin çok yüksek olduğu Ayvalık halkının kolesterol düzeyinin Türkiye'nin diğer kısımlarından daha az olduğunu gösteren çalışmalar (Dr. Mahler ve arkadaşları) 10-15 yıl önce yayınlandı. Farklı ülkelerde yapılan yüzlerce çalışma zeytinyağı tüketiminin kolesterol dengesini olumlu yönde etkilediğini gösteriyor. Zeytinyağının diğer sıvı yağlardan farkı, kötü kolesterolü (LDL) azaltıcı etkiyi iyi kolesterolü (HDL) yükselterek sağlayabilmesidir. Diğer bitkisel yağlar da, doymuş yağ yerine kullanıldıklarında toplam ve kötü kolesterolü azaltıyorlar ama bunu iyi kolesterol HDL'yi de azaltarak başarabiliyorlar. Zeytinyağının kalp-damar hastalıklarından koruyucu etkisi sadece kolesterolü dengelemekle de sınırlı değil. Güçlü antioksidan aktivitesi sayesinde LDL kolesterolün oksidasyonunu da önlemesi büyük bir avantaj olarak gösteriliyor. Kısacası zeytinyağı tam bir damar dostu.

ZEYTİNYAĞI YAŞLANMAYI YAVAŞLATIR

Antioksidan etkisi ile yaşlandırıcı serbest radikallerin etkisini azaltır

Güçlü mineral ve vitamin yapısıyla kemikleri güçlendirir

Cilt yaşlanmasını geciktirir

Kalp damar hastalıklarından korunmaya yardımcı olur

Eklem sorunlarıyla mücadeleyi kolaylaştırır eklemlerin kayganlığını arttırır

Güçlü bir vitamin ve mineral kaynağıdır

Prof. Dr. Osman MÜFTÜOĞLU -Hürriyet

 

 

Diyetler saç döküyor

saç dökülmesi Şok diyetler saç döküyor



Saç dökülmesi mevsim geçişlerinde en sık rastlanan sağlık problemlerinin başında geliyor.

 Bu dönemde yapılan şok diyetler ve bu diyetlerin yol açtığı kansızlık saçların güçsüzleşmesiyle birlikte, hızla dökülmesine neden oluyor. Protein ağırlıklı beslenme, sigara ve alkol kullanımından vazgeçmek saç sağlığını olumlu yönde etkilerken, sigara kullanımı saçların erken beyazlamasına yol açıyor. Saç sağlığını korumanın yolunun düzenli ve dengeli beslenmekten geçtiğini belirten Memorial Hastanesi'nden Dermatog Ayfer Bankaoğlu, sözlerine şöyle devam etti: "Son yıllarda fast-food tarzı beslenme alışkanlıklarının arttığını görüyoruz. Bu tarz dengesiz ve düzensiz beslenme alışkanlıklarının saç sağlığı üzerindeki zararları her geçen gün artıyor. Sağlıklı ve dökülmeyen saçlar istiyorsanız, beslenmenizde protein, çinko, B 12 vitamini, folik asit ve bakır eksikliği olmamasına özen göstermeniz gerekiyor. Bu besinlerin eksikliği saç sağlığınızı olumsuz yönde etkiliyor."

Ruhunuzu dinleyin!

 
Ruhunuzu dinleyin! Türkiye’de doğal ve sağlıklı yaşam konusunda toplumsal bilincin oluşması ve tüketici alışkanlıklarının yerleşmesine yardımcı olan Naturel Beden, Zihin ve Ruh Sağlığı Festivali, 27-30 Kasım tarihlerinde Harbiye Askeri Müze Kültür Sitesi’nde yirminci kez gerçekleştirilecek.

Doğal yaşamla ilgili ürün ve hizmetlerin sergileneceği, konferanslar, yarışma, performanslar, müzik ve sanat etkinlikleri ve imza günlerinin yer alacağı Festivalin açılışını Prof. Dr. Hakan Kaynak “Normal Uyku Nasıl Olmalıdır? Uykunuzu Test Edin!” konulu konferansıyla yapacak.

NATUREL Festivali, altmışın üzerinde yerli ve yabancı uzmanı bir araya getirerek “beden, zihin ve ruh dengesine dayalı doğal ve sağlıklı yaşam” konusunda dört gün boyunca 70’in üzerinde etkinlik ile yoğun bir bilgi paylaşımına zemin oluşturacak.

Uluslararası alanda tanınmış Kanadalı konuşmacı ve yazar Azim Jamal, ilk kez festivale katılarak iki konferans verecek ve kitaplarını imzalayacak.

NATUREL 2008 Festivali'ni, hergün 11.00-20.00 arası ziyaret edilebiliyor. Gün içerisindeki tüm seminerler ve etkinlikler ile atölye çalışmalarını 15 YTL bilet ücreti karşılığında izleyebiliyorsunuz.

"Yolculukta egzersiz"


 
yolculukda egzersiz Sağlık Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen, “Yaşamın Her Alanında Fiziksel Aktivite Kampanyası” çerçevesinde, “Yolculukta Egzersiz” programının tanıtımı, TCDD Ankara Tren Garı'nda yapıldı.

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, obezite ve aşırı kilonun genç yaşlardan itibaren kalp-damar hastalıklarının artmasına yol açtığını belirterek, fiziksel aktiviteye gereken önemin verilmesiyle bunların ortadan kalkabileceğini söyledi.

Çom, burada yaptığı konuşmada, obezite ile mücadelede fiziksel aktivitenin günlük yaşam içinde mutlaka yer alması gerektiğini ifade ederek, masa başında çalışanların ve yolculuk yapanların basit egzersizlerle vücut sağlığına katkıda bulunabileceklerini bildirdi.

Haftada 3 defa en az yarım saat spor yapılmasının, özellikle obezite ve kalp hastalıklarından korunmada önemli olduğunu vurgulayan Çom, alışverişe araba yerine yürüyerek gidilmesi, asansör yerine merdivenlerin kullanılması gibi önerilerde bulundu.

Çom, yolculuklarda, uzun süreli hareketsiz ve sabit pozisyonlarda kalınmasına bağlı bazı sağlık problemleri görülebildiğine işaret ederek, “Yolculukta Egzersiz” programı çerçevesinde hazırlanan CD'lerin otogar, tren garı, uçak, tren ve şehirlerarası otobüslerde gösterileceğini söyledi.

Devlet Demir Yolları (TCDD) Genel Müdürü Süleyman Karaman da uygulamanın başlamış olmasından dolayı mutlu olduklarını ifade etti.
Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gül Baltacı ise toplantıya katılanlara hem tren garında hem de kompartımanda oturdukları yerde egzersiz yaptırdı.

Anlayışsız eş stres yaratıyor

 
anlıyışlı eş Premenapoz dönemi ve anlayışlı eş menapoz döneminin sağlıklı geçmesi için çok önemli…

Menapoz dönemine her kadın yaşamsal önem verir. Hatta kimi kadınlar için bu dönem kabus olarak algılanır. Kendisinin değersizleşeceği, öneminin kaybolacağı, ilgi ve sevgi yoksunluğu yaşayacağı gibi kaygılar yaşar.  Bu dönemde anlayışlı olmayan eş önemli bir stres faktörüdür. Menapoz döneminde psiko-sosyo-ekonomik durumlarda dönemin zorlu geçmesinin nedenlerindir. Eğitim düzeyi düşük olduğunda ise depresif durumların sık görüldüğü bir dönem haline gelebilmektedir. Östrojen eksikliğinin bilişsel sorunlar oluşturduğu bu dönemde hipertansiyon, kalp ritm bozuklukları da yaşanabilmektedir.

Menapoz Dünya Sağlık Örgütü tarafından 1981 resmi olarak tanımlandı. Özetle son 1 yıl içerisinde adet görmeme ve yumurtalık faaliyetlerinin sona ermesine menapoz denmektedir. Bu süreç birden başlamıyor. Menapoza yakın dönemde adetler düzensizleşiyor. O dönemi de içine alan son bir yıllık sürece premenapoz dendiğini biliyoruz. Daha menapoz başlamadan önce bazı kadınlarda psikiyatrik sorunlar baş gösteriyor.  Bunlar, sıcak basmaları, terleme, yorgunluk, hassasiyet, sinirlilik, depresif semptomlar şeklinde ortaya çıkabiliyor. kadın

Menapozun tedavisi nasıldır? Neler yapılmaktadır?
Menapoz tedavisi iki disiplinin ortak çalışmasını gerektirir. Jinekoloji ve psikiyatri. Jinekolojik açıdan yapılabilecek şeyleri o meslektaşlarıma bırakarak psikiyatrik açıdan yapılabilecek olanları sıralamak istiyorum. Depresyon için kognitif bilişsel terapi ve antidepresan tedavi veya bunun ikisinin birlikte yapılmasının yararlı olduğuna dair güçlü ipuçlarına sahibiz. Ancak bazı menapoza bağlı depresyon olgularında tedaviye dirence rastlanmaktadır. O durumda östrojen ile kombine tedavi denenmektedir. Bu arada ilaç tedavisinde tabi ki birçok faktör hesaba katılmalıdır. Bunlardan bir tanesi, menapozun depresyona yol açma mekanizmasına dayalı tercih yapılması gerekliliğidir. Bir de doğal olmayan mesela meme kanserine bağlı ilaçla gerçekleşmiş yapay menapoz durumları vardır ki, o zamanda kemoterapötiklerle örneğin tamoksifenle etkileşim hesaba katılmalıdır gibi...