| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

BULUT HABER

7 "beslenme" etiketi kullanan gönderi "beslenme" etiketi kullanan diğer içerikler resimler , videolar

Ramazanda da beslenmenize dikkat edin.

yemek1 Ramazanla birlikte insanların beslenme alışkanlıklarında değişiklikler oluşur, öğün düzeni ve saati değişir, tüketilen miktarlar artar... Ancak yaşamın her döneminde olduğu gibi ramazanda da amaç 'yeterli ve dengeli beslenme' olmalıdır.
 

Uzman Diyetisyen Dilara Koçak, Milliyet Cafe'de Ramazan ayında nasıl beslenmemiz gerektiğini yazdı.

Ramazan sofraları özeldir, bu ayın toplum yaşamında önemli bir yeri vardır. Bir ay süresince yemekler istenilen zamanda yenilemediği için sahur ve iftar yemeklerine ayrı bir özen gösterilir. Sahur yemeği normal kahvaltıya benzer, ama daha geniştir. İftar ise akşam yemeğinden çok daha zengin hazırlanır. Bu nedenle, ramazanla birlikte insanların beslenme alışkanlıklarında değişiklikler oluşur, öğün düzeni ve saati ile tüketilen miktarlarda artış en önemli değişikliklerdir. Ancak yaşamın her döneminde olduğu gibi bu dönemde de amaç ‘yeterli ve dengeli beslenme’ olmalıdır, bir ay kısa bir zaman değildir bu sebeple beslenme düzenine gereken önem mutlaka gösterilmelidir.

Az ve sık beslenme kuralına uymak mümkün mü?
Ramazan ayında yemek saatlerinin değişmesine rağmen dengeli ve yeterli beslenmek mümkündür. Oruç tutan kişiler, ramazan ayında uzun süren açlıkla karşı karşıya kalıyor. Bu açlık süresi içinde kan şekeri düşüyor. İftarda birden fazla miktarda yemek yenildiğinde kan şekeri yükseliyor. Eğer kişi sahura da kalkmıyorsa kan şekerinin düşüşü günün erken saatlerinde başlıyor ve daha düşük değerlere ulaşıyor. Bu nedenle az ve sık beslenme ilkesi, kan şekerini dengelemek için mutlaka uygulanmalıdır.

Nasıl yeterli ve dengeli beslenmeli?
Ramazan ayının gelmesiyle genelde üç öğün olan günlük beslenme, iki öğün hatta bazı bireyler için tek öğüne düşerken, özellikle kırmızı et, ekmek, pilav, makarna, hamur işleri, tatlı, börek tüketimi artıyor. Buna karşılık sebze, meyve ve beyaz et tüketimi azalıyor. Oysa unutmamak gerekir ki ramazan, bayram, tatil ne olursa olsun günlük almamız gereken enerji, protein, vitamin ve mineral oranları değişmez. Yeterli ve dengeli beslenme her besin grubundan her gün dengeli bir tüketimi esas alır. Bu besin gruplarının bir gün içinde tek bir öğünde tüketilmemesi ve küçük öğünlere bölünerek tüketilmesi önemlidir. Ramazan ayında öğün sayısının üç - dört olması ve her öğünde her besin grubundan tüketilmeye çalışılmak önemlidir.

 Beş temel besin grubu vardır:
1 - Süt - yoğurt grubu
2 - Et ve ürünleri
3 - Ekmek ve tahıllar
4 - Sebzeler
5 - Meyveler

Ramazanda kimler risk altında?
Kronİk hastalığı olup sürekli ilaç kullanması gerekenler mutlaka ilaç saatleri ve dozu ile uzun süreli açlığı hekimlerine danışmalı.
Emzİren anneler ve hamileler için uzun süreli açlık önerilmez.
Şeker hastalarının, özellikle insüline bağımlı olanların mutlaka hekim izni alması ve ardından bir beslenme uzmanından günlük beslenme planını alması gereklidir.
Çocuklar günlük enerji kullanımı ve gelişmekte olan vücut yapıları sebebiyle oruç tutmak konusunda riskli gruptadır. Özellikle dokuz yaşın altındaki çocuklar oruç tutmamalıdır.
Seyahatte olanlar, akli dengesi ve psikolojik durumu bozuk olanlar da oruç tutmayabilir.
65 yaş üzerindekiler, böbrek hastaları ve diyalize bağımlı olanlarla kan şekerinde ani düşme (hipoglisemi) problemi yaşayanlar oruç tutma konusunda risk altındadır.
Mİde ve bağırsak gibi sindirim sistemi rahatsızlığı olanlar, uzun süreli açlığın ardından hızlı yemek yerlerse sorun yaşayabilirler.

Moraliizi düzeltecek besinler

besinler 1.Üzgün ve moraliniz kötü olduğu zaman D ve B vitaminlerinin, omega 3'ü barındıran besinler tavsiye edilirken, fast food ve cips gibi abur cuburlardan uzak durulmasının şiddetle altı çiziliyor.


2.Eksikliği depresyona davetiye çıkartan B vitamini bolca bulunduran bu sebze mutluluk hormonu serotonin salgılanmasına katkı sağlar.

3.
Hindi içinde bulundurduğu tryptophan sayesinde serotonin ve melatonin salgılar. Vücutta doğal olarak üretilmeyen tryptophanı besinlerden almalıyız.

4.Yapılan araştırmalar omega 3 enjekte edilen farelerin morallerinin değiştiğini ve omega 3'ün de et haricinde en çok cevizde olduğunu ortaya koydu.

5.Günlük olmayan sütlerde (soya sütü, badem sütü gibi) serotinin salgılanmasına büyük katkısı olan D vitamini miktarı yüksek.

6.Soya, aynı hindi gibi tryptophan ürettiği için mutluluk hormonu sağlar. Ayrıca enerji seviyesini ani bir biçimde değiştirmediği için duygu kargaşası yaşanmaz.

7.Omega 3'ü en çok barındıran besin somon balığı. Eğer bulamıyorsanız ya da sevmiyorsanız ton balığı da iyi bir alternatif.


8.
Kişiye enerji veren protein ve demir barındırdığı için fasülye tüketmek tavsiye edilmektedir.

9.
Çikolata beynin endorfin salgılamasını böylelikle mutluluk hormonu serotonin üretmesini tetikler. Uzmanlara göre bitter çikolata daha faydalı
cikolata
10.Tam tahıllı ekmek, yulaf gibi karbonhidratlar tüketildikten sonra ani duygu değişimi yaşatmıyorlar. Ayrıca B vitamini salgılanmasına katkıda bulunuyorlar.

11.Tryptophan deposu olan muz, içerdiği demir ve potasyum ile birlikte depresyondan kurtulmak için iyi bir doğal ilaç.

stargazetesi

Emzirmek önemlidir

emzirme BSK Aydın Anka Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Işıl Önder, bebeklere doğar doğmaz anne sütü verilmesi gerektiğine işaret ederek, “Emzirme hem anne hem bebek sağlığı için önemlidir” dedi.

Bebeklerin nasıl emzirileceği konusunda bilgiler veren BSK Aydın Anka Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Işıl Önder, emzirildikçe süt salınımının artacağının unutulmamasını istedi. Araştırmalara göre emzirmenim anne ile bebek arasındaki duygusal bağı güçlendirerek sevgi dolu bir ilişkiyi başlattığına işaret eden Önder, “İlk 6 ay bebekler tek başına anne sütü ile beslenmelidir.

Anne sütü bebek için en iyi besindir. Ayrıca bebekler belli saatlerde değil, istedikçe ve acıktıkça emzirilmelidir. Anne, bebeğinin memeyi aramasından, onun ne zaman emmek istediğini çok rahat anlayabilir. Bebeği emzirmeden önce eller mutlaka 2-3 dakika kadar sabun ve ılık su ile yıkanmalıdır. İlk zamanlarda bebeği 10 dakika emzirmek genellikle yeterli olacaktır.  Bebeğe bir memenizi vererek 10 dakika emzirdikten sonra diğer memenizi vererek 10 dakika daha emzirin. Bir sonraki emzirmeye, bebeğin en son aldığı göğüsten başlayın. Sütün oluşması ve bollaşmasının, bebeğinizin emmesine bağlı olduğunu hatırınızdan çıkarmayın. Bazı bebekler ilk günlerde çabuk yorulur ve anne göğsünde daha uzun kalmayı tercih ederler. Unutmayın, bebeğiniz doyduğuna kendi karar verir ve memeyi bırakır” dedi.

Emzirme sonrasında mutlaka bebeğin gazının çıkarılması gerektiği bilgisinin veren Işıl Önder, “Bazı durumlarda gaz çıkarma işleminin emzirme sırasında da yapılması gerekebilir. Bebeğin gazını çıkarmanın en kolay yolu, midesi omzunuza gelecek şekilde onu kendinize yaslamak ve sırtını hafifçe sıvazlamak. Bebeklerin gelişmemiş sindirim sistemleri nedeniyle ilk aylarda karşılaştıkları bir sorun olan gaz sancılarını gidermek ve bebeğin gazını daha rahat çıkarmasını sağlamak için, bebeklere özel olarak üretilmiş doğal bitki çayları da kullanılabilir” diye konuştu.

Bebeğe ekstra olarak verilecek yiyecekler konusunda da anneleri uyaran Önder, şunları söyledi: “Ekstra oranları bebeklerin sindirim sistemine göre ayarlanan rezene ve papatya çayları, beslenme aralarında veya beslenme sonrasında bebeğe istenilen sıklık ve miktarda verilebilir. Bu tip bebek çayları, bebeklerin gazını kolay çıkarmalarını ve daha rahat uyumalarını sağlar”

stargazete

Az kalori al, daha genç görün

Az kalori al, daha genç görün Milliyet gazetesindeki Dilara Koçak'ın  yazısı,

Geçtiğimiz hafta az kalori alanların daha uzun yaşadığına dair sonuç veren bir araştırma sıkça konuşuldu. Maymunlar üzerinde yapılan bu çalışmada az kalori alanların daha uzun yaşadığı ve daha iyi göründükleri bildirildi. Birçok sağlık bilimcisi araştırmalarını daha uzun yaşamın sırları üzerine yapıyor. İnsanoğlu ölmek istemiyor, uzun ve sağlıklı yaşamak istiyor. Artık insanların yaşlarını tahmin etmek çok zor hale geldi, ameliyatsız tedavi yöntemleri, teknolojinin her alanda olduğu gibi kozmetikte de çok ilerleme kaydetmesi, bireylerin yeme ve yaşam biçimlerini değiştirmesi birbirine benzeyen ve yaşının tahmin edilmesi güç bir nesle doğru ilerleyişe doğru gidiyor. Artık kadınlar anne olmak için 50 yaşı zorlarken 70 yaşında baba olan erkekler var.

Yaşlılıkta kaliteli yaşam 

Durum böyle olunca demograflar da yaş aralıkları oluşturup yeni sınıflamalar yapıyorlar. Bu düzenlemeye göre 75 yaş ve altında olanları “genç yaşlılar”, 75 yaş üstü olanları ise “çok yaşlı” olarak adlandırılıyorlar. Bizim ailenin soy ağacında maalesef “genç yaşlı” da yok “çok yaşlı” da. Ama ben bir beslenmeci olarak bu kalıtsal kaderimizi artık değiştireceğime inanıyorum. Araştırmacılar 75 yaş ve üzeri bireyler için özel beslenme biçimi uygulanması konusunda bakın neler söylüyorlar:
Araştırmalar çok yaşlı bireylerin kaliteli bir yaşam sürmeleri için özel besinsel ihtiyaçları olduğunu göstermektedir. Beslenme ve hayat tarzında yapılacak basit değişiklikler, sağlık için önemli adımları oluşturur. 
Çeşitli olacak şekilde beslenme ve günde beş besin grubundan dengeli tüketim, vücut için gerekli besin öğelerinin alımını sağlar.
Kalıtımsal özelliklerin haricinde beslenme, beklenen yaşam süresini etkileyen önemli etkenlerden biridir. Bireyin besin gereksinimleri, fizyolojik ve metabolik durumundaki değişikliklere göre değişim gösterir.
Yaşı her ne olursa olsun, bireylerin kötü alışkanlıklarını terk etmesi için geç değildir. Örneğin, sigarayı bırakmak veya yüksek yağlı ve tuzlu, vitamin ve mineral içerikleri az yiyecekleri hayatından çıkarması gibi.
Güne iyi başlamanın en önemli yolu kahvaltı yapmaktır. Kahvaltıda taze
meyve, kahvaltılık gevrek, kalsiyum takviyeli az yağlı süt, tüketim kolaylığını da göz önüne alırsak iyi bir seçenektir.
Ara öğünlerle desteklenen dengeli ve yeterli ana öğünler, çok yaşlı bireylerde günlük alınması gereken kalsiyum, A ve C vitamini, beta karoten ve protein karşılar. Sağlık problemleri ve
diyabet gibi kronik hastalık risklerini azaltmaya yardımcı olur.
Fazla yemek yiyen ve inaktif olan yaşlı bireyler,
obezite, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları, diyabet ve kanser tehlikesi altındadır. Kalıtımsal olarak kronik hastalığa yakalanma riski olanlara yapılan beslenme eğitimi ve düzenli sağlık bakımının kaliteli yaşam süresini uzattığı belirtilmiştir.

Beslenme - sağlık - yaşlanma etmenleri birbiriyle sürekli etkileşim içindedir.
Ilımlı miktarda
kırmızı et tüketimiyle yüksek yağlı besinlerden uzak durarak, balık, kuru baklagil, tavuk ve hindi gibi proteinden zengin besinler tercih edilmelidir. Diyette kabızlığı önlemek için yeterli posa bulunmalıdır.  Sıvı miktarı ayarlanıp, tuz miktarı azaltılarak, böbreklerin yükü hafifletilmelidir. Sindirimi güç olan kızartmalardan uzak durup, çiğneme güçlüğü çekenler için yemeklerin sulu ve yumuşak olacak şekilde hazırlanması uygun olacaktır.
Yaşa ve yapabilme kabiliyetine göre egzersiz planlanmalıdır. Bu plan, açık havada günlük yürüyüş olabilir, böylece D vitamininin kaynağı olan güneş ışığından da faydalanılır. Çok yoğun egzersiz programlarında
sakatlanma riski olabileceği için bir eğitimci eşliğinde egzersizler yapılmalıdır.

Acil durumlarda tartıda zafer kazanmak için
Tüm malzemeleri karıştırıp yanında  1 kepekli  grisini ile öğün olarak tüketilebilir. Bu tarif hem düşük kalorili hem de yaz ayları için serinleticidir. Fazla yediğiniz veya
alkolü kaçırdığınız günlerin ertesinde öğle ve akşam öğünlerinde yemek yerine tüketebilirsiniz.
Güne normal bir kahvaltı ile başlayıp ara öğünlerde 1 - 2 meyve tercih etmeniz yeterli olacaktır. Soğuk çorba yanına az yağlı sebze de ekleyebilirsiniz.

YAZ ÇORBASI
200 gram az yağlı yoğurt
1 yemek kaşığı haşlanmış
bulgur veya buğday
1 yemek kaşığı haşlanmış nohut
1 yemek kaşığı haşlanmış
mısır
2 tam ceviz (iri dövülmüş)
2 salatalık
2 bardak su

Kanser vejeteryenlerdan uzak duruyor

Kanser vejeteryenlerdan uzak duruyor İngiltere’de 12 yılda tamamlanan araştırma, vejetaryen beslenme düzenini benimseyenlerin, et tüketenlere oranla daha nadir kansere yakalandıklarını ortaya koydu.

Oxford Üniversitesinden Dr. Naomi Allen başkanlığında, İngiliz ve Yeni Zelandalı ekip tarafından 12 yılda tamamlanan araştırma, yarısı vejetaryen 60 bin kişinin sağlık gelişimleri izlenerek yürütüldü ve sonuçları İngiliz Kanser Dergisi’nin son sayısında ve internet sitesinde yayımlandı.

Araştırmaya ilişkin açıklamasında "Bu çalışma, vejetaryenlerin et tüketenlere oranla daha düşük oranda kansere yakalandıklarına ilişkin güçlü kanıtlar sunmuştur" ifadelerine yer veren Dr. Naomi Allen, yine de insanların beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmeden önce bu konuda yeni araştırmalar yapılması gerektiğini kaydetti.

Araştırmaya 32 bin 403’ü et tüketen, 8 bin 652’si sadece balık tüketen ve 32 bin 403’ü hiç et tüketmeyen toplam 61 bin 566 kişinin katıldığı bilgisini veren Allen, farklı beslenme alışkanlıklarına sahip grupların üyelerini belirlerken, sigara-alkol tüketimi, kilo durumları, egzersiz ve yaşam alışkanlıkları gibi kansere neden olabilecek diğer unsurları da göz önünde bulundurduklarını belirtti.

Araştırmadan alınan istatistiklere göre, vejetaryenler, et tüketenlere oranla yüzde 12 oranında daha seyrek kansere yakalanıyor. Genel nüfusa oranlandığında, her yüz kişiden 33’ü hayatının bir döneminde kansere yakalanırken, et tüketmeyenlerde bu oran yüz kişide 29’a düşüyor.

Araştırmayı kaleme alan Oxford Üniversitesi öğretim görevlilerinden Prof.

Dr. Tim Kelly, BBC’ye yaptığı açıklamada, araştırmanın önemli olduğunu, ancak bulguların "dengeli beslenen birinin, beslenme alışkanlığını tamamen değiştirmesine neden olacak kadar" güçlü olmadığı görüşünü bildirdi.

Lösemi, mide ve bağırsak kanserlerinde vejetaryenlerin yüzde 45’e oranla daha avantajlı olduklarını ifade eden Prof. Dr. Kelly, lenf kanserinde bu oranın yüzde 50’ye yükseldiğini belirtti.

Kelly, ette bulunan virüslerin insan hücrelerinde mutasyona neden olabileceği gibi, fazla sebze tüketmenin koruyucu etkisinin de vejetaryenlere avantaj sağlıyor olabileceğini kaydetti.

Öte yandan, serviks (rahim ağzı) kanseri söz konusu olduğunda, et tüketmeyenler, tüketenlere oranla iki kat daha daha fazla risk altında bulunuyor.

Dünya Kanser Araştırmaları Fonu Bilim ve Araştırma Programları Yöneticisi Dr. Panagiota Mitrou, özellikle kan kanseri türlerindeki düşük oranları "ilginç" bulduğunu, bu konu üzerinde detaylı çalışmalara olanak tanınması gerektiğini belirtti.

Hamilelikte

Hamilelikte Omega 3 Almak Gerekir mi?

Gebelikte iyi beslenmeden kastedilen uygun diyet bebeğinizin tüm bu gereksinimlerini karşılayan dengeli bir beslenmeyi gerektirir. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Alper Mumcu, "Bebeğinizin hem fiziksel hem de zihinsel gelişimi için gerek duyduğu besin maddelerinden birisi de Omega 3 adı verilen yağ asitleridir. Omega 3 aynı zamanda sizin de kendi sağlınız ve hamilelik sırasındaki iyiliğiniz için gereklidir."

Omega 3 nedir ?

Omega 3 adı verilen maddeler biyokimyada çok zincirli doymamış yağ asitleri olarak adlandırılan yapıtaşlarıdır. Balık başta olmak üzere bazı besin maddelerinde bolca bulunurlar. Bunlar aynı zamanda esansiyel besin maddeleri sınıfındadırlar. Yani insan vücudunda üretilmedikleri, buna karşın fiziksel ve zihinsel gelişim için varlıkları elzem olduğu için dışarıdan besinler yolu ile alınmaları şarttır.

Omega 3'lerin değişik türleri var mıdır?

Evet. Omega 3 belirli bir grup yağ asidine verilen genel bir isimdir. Üç ana tip omega 3 yağ asidi vardır. Bu 3 değişik türün de vücutta değişik görevlerde rol aldığı düşünülmektedir.

Eicosapentaenoic acid (EPA): EPA temel olarak balık ve balık yağında bulunur.
Docosahexanoic Acid (DHA): DHA vücut fonksiyonları için en önemli olan yağ asididir ve temel olarak balıkta bulunur.
Alpha-Linolenic Acid (ALA): ALA en çok koyu yeşil yapraklı sebzelerde bulunur ve vücutta önce EPA'ya daha sonra ise DHA'ya dönüştürülür.
Omega 3 anne karnındaki bebeğin gelişimini etkiler mi?

Son 10 yıl içerisinde Omega 3 yağ asitlerinin gebelikte hem bebek hem de anne açısından önemi çok daha iyi anlaşıldı. Yapılan çalışmalar Omega 3 yağ asitlerinin anne karnındaki bebeğin

Beyin oluşumu ve gelişimi,
Görmeyi sağlayan retina'nın gelişimi,
Sinir sisteminin gelişimi
aşamalarında önemli rol oynadığını göstermiştir. gebelik sırasında yeterli miktarda Omega 3 alan annelerin bebeklerinin uzun dönemde dikkat toplama yeteneklerinin daha fazla olduğu ve benzer şekilde görme gelişimlerinin Omega 3 almayan annelerin bebeklerine göre daha iyi olduğu da ileri sürülmektedir. Ayrıca Omega 3 alan annelerin bebeklerinin ileri dönemde daha az davranış problemi gösterdiği ve meme ile prostat kanserine yakalanma şanslarının daha azaldığı da ileri sürülmektedir.

Yapılan bir çalışmada 9 aylık bebeklerin problemle karşılaştığında çözme yetenekleri incelenmiş ve anneleri gebelik sırasında omega 3 alan bebeklerin bu konuda almayanlara göre anlamlı oranda daha başarılı olduğu gösterilmiştir. Aynı çalışmada Omega 3 alımının bebeklerin IQ düzeyi ya da hafıza yeteneklerini etkilemediği ortaya konmuştur.

Anne açısından bakıldığında faydaları nelerdir?

Gebelik zehirlenmesi olarak adlandırılan preeklampsi, erken doğum ve doğum sonrası depresyon risklerini azalttığı düşünülmektedir. gebelik sırasında besinler yolu ile yeterli miktarda omega 3 alınmadığında bebek gereksinim duyduğu bu maddeleri annenin depolarından kullanmaktadır. Omega 3 lerin beyinde depolandığı düşünüldüğünden bu durumda tüm gebelik boyunca anne bir miktar beyin hücresi kaybına uğrayabilir. Omega 3 yağ asitlerinin aynı zamanda bebeğin büyümesine ve kilo almasına da yardımcı olduğu bu sayede düşük doğum ağırlığının önüne geçebildiği kabul edilmektedir.

Omega 3 ne zaman alınmaya başlanmalıdır?
İdeal olan kendi sağlığınız açısından da tüm yaşamınız boyunca yeterli miktarlarda omega 3 almanızdır.

Bebeğinizin gelişimi açısından ise son 3 ayda günde en az 250 mg Omega 3 alınması önerilmektedir. Bu dönem bebeğin beyin gelişiminin %70'inin gerçekleştiği devredir. Ayrıca sinir sistemi de gelişimini büyük ölçüde bu son dönemlerde tamamlar.

Omega 3 kaynakları nelerdir?

Omega 3ler açısından en zengin besin maddeleri balıklardır. Bunlar arasında en fazla Omega 3 içerenler ise

Uskumru
Ringa balığı
Sardalya
Hamsi
Somon
Ton balığıdır
Bu balıklar arasında büyük olanlar civa başta olmak üzere bazı kimyasal çevresel faktörler tarafından kirletildiğinden küçük balıkların tercih edilmesi önemlidir. Ülkemiz açısından bakıldığında hamsi ve sardalya çok önemli ve değerli besin maddeleri olarak öne çıkmaktadır.

Omega 3 yağ asitleri balık dışında diğer bazı besin maddelerinde de bulunmaktadır.

Ispanak, karalahana gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler
Keten tohumu
Ayçekirdeği
Omega 3 ile zenginleştirilmiş yumurta, ekmek, meyvesuyu gibi besinler
ve bunların dışında belki de en önemlisi cevizdir.

Gebelikte Omega 3 almak gerekir mi?

Besinler yolu ile alınmakla birlikte gebelikte yeterli miktarda Omega 3 aldığınızdan emin olmak için doktorunuz gebeliğinizin 2. yarısında size balık yağı tabletleri almanızı önerebilir. Burada önemli olan balık karaciğerinden hazırlanmış ürünleri kullanmamaktır. Bunlar yüksek dozda A vitamini içerdiğinden bebek üzerinde olumsuz etkilere neden olabilirler.

Beslenme planı

Akılcı ve basit beslenme planı

Beslenme planınızda yapacağınız basit, kolay ve akılcı değişikliklerle sağlığınızda önemli iyileşmeler yapabilirsiniz.

Kan basıncınızı ayarlamak, kan şekerinizi dengelemek, kolesterol ve trigliserid seviyelerinizi azaltmak için ciddi avantajlar sağlayabilirsiniz. Unutmayın! ‘Ne yiyorsanız O’sunuz’ kuralı yüzyıllardır hep aynı ve hiç değişmeyecek...

Akılcı bir beslenme planı ile kilonuzu daha kolay yönetir, osteoporozdan (kemik kırılganlığı artışı), menopoz yakınmalarından, yaşlılıkta karşılaşabileceğiniz pek çok sorundan korunabilirsiniz. Kolay, ucuz ve uygulanabilir besin değişimleri ile geç yaşlanan formda biri olabilirsiniz.



Yapacaklarınızı öğrenmeniz çok kolay! Bütün sorun karar vermekte. Verdiğiniz kararı sürdürmek ve çevrenizdeki sabotajcılarla bir süre direnmekte... Yapacağınız değişimlerin yaşamınıza sağladığı katkıları birkaç ay içinde alacak, yaşam kalitenizdeki düzelmeye, sağlığınızdaki iyileşmeye siz de şaşıracaksınız.

Hipertansiyona karşı

Hipertansiyon sorunu ile daha kolay başetmek istiyorsanız önce kalori tüketiminizi kontrol altına alın. Fazla kilolarınızı atın! Tuz tüketiminizi günde bir çay kaşığı (2,5 gr) ile sınırlayın. Potasyumdan zengin besinlerden (muz, patates, şeftali, kayısı, domates), magnezyum kaynaklarından (kurubaklagiller, ceviz, fındık), posa deposu sebzelerden (havuç, yeşil yapraklı sebzeler) daha çok faydalanın.

Kalp ve damar için

Kalp ve damar hastalığından, damar sertliği ile ilişkili sağlık sorunlarından uzak yaşamak istiyorsanız omega-3 yağ asitlerini artırın: Daha çok balık (haftada 2-3 kez, 100-150 gr), keten tohumu (günde 1-2 tatlı kaşığı), ceviz (günde 1-2 adet) kullanın. Kolesterol deposu besinlerden (sakatat grubu, şarküteri grubu, yumurta sarısı), doymuş yağlardan (tereyağı, iç yağı, kuyruk yağı, kanatlı hayvanların derisi, yağlı kırmızı etler) uzak bir beslenme planı yapın. Kalori ve alkol tüketiminizi sınırlayarak trigliserid düzeyinizi azaltın. Antioksidan etkili doğal ateroskleroz savaşçılarından (Likopen deposu domates, karpuz, Resveratrol deposu üzüm suyu, şarap, Quercetin deposu elma, Proantosiyanidin deposu üzüm çekirdeği) daha sık faydalanın.

Yaşlılıkla ilişkili göz sorunlarından katarakt ve makula dejenerasyonun yavaşlatılmasında E vitamini zengini besinlerin (yağlı tohumlar, tahıllar), Lutein deposu, Zeozantin kaynağı ürünlerin, beta karoten yüklü havucun, kayısının, C vitamini deposu sebze ve meyvelerin yararından istifade edin.

Kemiklere güç verin

Kemik kırılganlığı artışı doğal bir yaşlılık sürecidir. Kalsiyum zengini süt ve süt ürünlerinden (peynir, yoğurt, ayran), D vitamini deposu besinlerden, kalsiyum ile zenginleştirilmiş meyve suları ve diğer içeceklerden daha çok yararlanın. Tükettiğiniz besinlerle kemiklerinize daha fazla kalsiyumu, doğal yoldan sağlayın.

Periyodik dönemleriniz gergin, şiş ve ağrılı geçiyorsa tuzu azaltın, magnezyumu arttırın. Daha çok posalı ürün kullanın. Menapoz dönemine ilişkin sorunlarınızı baskılamak istiyorsanız soya ürünlerinden daha sık yararlanın.

Öğleden sonra enerji

Öğleden sonraki enerjisizlik sorununuzu çözmek için öğlen yemeklerini salata ile geçiştirmeyi bırakın. Her öğlen 100-150 g balık, tavuk veya yağsız kırmızı et ihtiva eden bir beslenme planı yapın. Ya da salatalarınıza protein katın! Uykusuzluk sorununuzu çözmek istiyorsanız akşamları erken yiyin ve daha fazla karbonhidrat (sebze, makarna) kullanın. Akşam yemeğinizi küçültün, azaltın.

Bellek kaybından korkmayın

Yaşlanma sorunlarından bellek azalması ve yaşlılık depresyonu ile mücadele etmekte de Omega-3 yağ asitlerinden faydalanabilirsiniz. ‘Dokozahekza-noikasit’ (DHA) belleğe güç veren, yaşlılıkla ilgili depresif ruh halini önleyen bir Omega-3 yağ asididir. Balıkta ve diğer deniz ürünlerinde bol bol bulunur. Omega-3 yağ asitlerinden EPA (Ekozapantonoikasit) kanı inceltip, damarları koruyarak bellek kaybını geciktirebilir. Depresyon ve ruhsal gerginliği azaltmada Omega-3 yağ asitleri yanında magnezyum zengini besinlerden, B vitamini depolarından da yararlanabilirsiniz.

Yorgun musunuz?

Hep yorgunsanız, daha çok protein (balık), magnezyum (ceviz, badem, avokado), B vitamini ve potasyumu (muz, domates) doğal besinler ile kazanmaya çalışın. Demir (et, yeşil sebzeler, pekmez) ve folik asit tüketiminizi çoğaltın. Demir eksikliği ile ilişkili sağlık sorunlarından korunmak, belleğinize, saçınız, deriniz ve ruhsal dengenize, özellikle de kansızlık sorununuza çözüm bulmak için daha fazla demir tüketmeye bakın! Yorgunlukla savaşta en güçlü silahın iyi bir sabah kahvaltısı olduğunu sakın unutmayın. Öğün atlamayın

Kaynak : Hürriyet / Osman Müftüoğlu